Asla Göz Ardı Etmemeniz Gereken 5 İçgüdü!
Vücudunuz ve Zihniniz Size Sinyal Veriyor Olabilir
İnsan beyni, çevresinde olup biten her şeyi her zaman bilinçli olarak değerlendirmiyor. Bazen bir olay, kişi veya durum hakkında henüz mantıklı bir açıklama yapamadan “bir şeylerin doğru olmadığı” ya da tam tersine “bu fırsatı değerlendirmeliyim” hissine kapılabiliyoruz.
Günlük hayatta içgüdü ya da sezgi olarak tanımlanan bu hisler, psikolojide tamamen açıklanamaz ve gizemli bir güç olarak değerlendirilmiyor. Amerikan Psikoloji Birliği’ne göre sezgi, kişinin bilinçli ve adım adım bir akıl yürütme sürecinden geçmeden hızlı bir değerlendirmeye ulaşması olarak tanımlanıyor. Beyin, geçmiş deneyimlerden ve fark edilmeyen küçük ipuçlarından yararlanarak çok hızlı sonuçlara ulaşabiliyor.
Ancak uzmanlara göre her güçlü his doğru bir sezgi anlamına gelmiyor. Kaygı, korku, stres ve geçmişte yaşanan travmatik deneyimler de benzer biçimde hissedilebiliyor. Bu nedenle önemli olan, içgüdüleri tamamen görmezden gelmemek ancak onları sorgulamadan mutlak gerçek kabul etmemek.

Bir fırsat karşısında duyduğunuz heyecanı küçümsemeyin
Yeni bir iş, proje, ilişki veya yaşam değişikliği karşınıza çıktığında içinizde güçlü bir heyecan oluşabilir. Bazen bu heyecan, beynin henüz bilinçli olarak ifade edemediğiniz bazı olumlu ayrıntıları fark etmesinden kaynaklanabilir.
Özellikle benzer durumlarda deneyim sahibi kişilerde sezgisel kararlar daha güçlü olabilir. Çünkü beyin, geçmişte karşılaşılan örüntüleri hızlı biçimde karşılaştırarak henüz bilinçli bir analiz yapılmadan bir değerlendirme oluşturabilir.
Ancak her heyecan doğru bir fırsatla karşı karşıya olduğunuz anlamına gelmez. Bu nedenle böyle bir durumda kendinize “Bu fırsat beni gerçekten heyecanlandırıyor mu, yoksa sadece hızlı bir ödül beklentisi mi yaratıyor?” sorusunu sormak önem taşıyor.
İçinizde güçlü bir yönelme hissi varsa, fırsatı hemen kabul etmek yerine araştırmak, soru sormak ve mümkünse küçük bir adımla test etmek daha sağlıklı bir yaklaşım olabilir.
Bir tehlike hissediyorsanız bunu ciddiye alın
Bir ortamda veya bir kişiyle iletişim sırasında “Burada bir tuhaflık var” hissine kapılabilirsiniz. Bu duygu bazen bilinçli olarak fark etmediğiniz küçük sinyallerin beyniniz tarafından hızlı biçimde değerlendirilmesinden kaynaklanabilir.
Bir kişinin söyledikleriyle beden dili arasındaki uyumsuzluk, ortamda meydana gelen beklenmedik bir değişiklik ya da daha önce tehlikeyle ilişkilendirdiğiniz bir davranış biçimi, beynin alarm sistemini harekete geçirebilir.
Bu nedenle kendinizi gerçekten tehdit altında hissediyorsanız, bu duyguyu görmezden gelerek bulunduğunuz ortamda kalmak zorunda değilsiniz. Önceliğiniz güvenli bir yere geçmek ve gerekirse yardım istemek olmalı.
Ancak tek seferlik bir tehlike hissi ile sürekli olarak her ortamı ve herkesi tehdit olarak algılamak aynı şey değil. Sürekli alarm halinde olmak kaygı ile ilişkili olabilir.
“Bu doğru” hissini tamamen yok saymayın
Bazen bir karar hakkında henüz bütün mantıksal açıklamaları yapamadan bir şeyin bize doğru geldiğini hissederiz. Bu durum, sezginin en çok tartışılan biçimlerinden biri.
Beyin, bilinçli düşünce başlamadan önce çok sayıda bilgiyi değerlendirebilir. Geçmiş deneyimler, kişilerle kurulan ilişkiler ve çevreden alınan küçük sinyaller, farkında olmadığımız biçimde kararlarımızı etkileyebilir.
Bilimsel araştırmalar, beyin ile sindirim sistemi arasında çift yönlü bir iletişim bulunduğunu ve bedensel sinyallerin duygu, motivasyon ve karar süreçleriyle ilişkili olabileceğini ortaya koyuyor. Nature Reviews Neuroscience dergisinde yayımlanan araştırmalar da beyin ile bağırsak arasındaki iletişimin insan davranışı ve duygusal süreçler üzerindeki etkisine dikkat çekiyor.
Ancak bir şeyin “doğru hissettirmesi”, mutlaka doğru olduğu anlamına gelmiyor. Özellikle finansal, hukuki veya sağlıkla ilgili önemli kararlarda sezgi, somut bilgilerin ve kanıtların yerini almamalı.
Birine karşı açıklayamadığınız bir yakınlık hissedebilirsiniz
Bazen hiç tanımadığınız bir kişiyle konuşma isteği duyabilirsiniz. Bir ortamda gözünüze takılan biri, içinizde “Git ve konuş” şeklinde bir his oluşturabilir.
İnsan beyni, diğer insanların yüz ifadeleri, beden dili, ses tonu ve davranışları gibi sosyal sinyalleri çoğu zaman bilinçli bir analiz yapmadan değerlendirebilir. Bu nedenle birine karşı duyduğunuz açıklanamaz yakınlık veya iletişim kurma isteği, fark ettiğiniz küçük sosyal ipuçlarıyla ilişkili olabilir.
Ancak içgüdülerin karşınızdaki kişinin sınırlarını ortadan kaldırmadığını unutmamak gerekiyor. Konuşmak istiyorsanız kibarca iletişim kurabilirsiniz. Fakat karşı taraf ilgisiz veya rahatsız görünüyorsa bu sınır kabul edilmeli.
Kendinizi iyi hissetmiyorsanız vücudunuzun sinyallerini dinleyin
İçgüdüler arasında en çok dikkat edilmesi gerekenlerden biri de kişinin kendi bedeninde bir şeylerin yolunda gitmediğini hissetmesidir.
Sürekli yorgunluk, açıklanamayan ağrı, tekrarlayan mide bulantısı, baş dönmesi veya genel bir kötü hissetme hali zaman zaman basit nedenlerden kaynaklanabilir. Ancak belirtiler devam ediyor, tekrarlıyor veya kötüleşiyorsa dikkate alınması gerekir.
İngiltere Ulusal Sağlık Servisi NHS, geçmeyen veya tekrarlayan bulantı gibi belirtilerde tıbbi değerlendirme alınmasını öneriyor. Göğüs ağrısı ve nefes darlığı gibi bazı belirtilerde ise acil tıbbi değerlendirme gerekiyor.
Burada önemli olan, bedeninizin size kesin olarak hangi hastalığa sahip olduğunuzu söylediğini düşünmek değil. Vücudunuzda alışılmadık bir değişiklik olduğunu fark ettiğinizde bunu değerlendirmeye almaktır.
İçgüdü mü, kaygı mı? Aradaki farkı anlamak önemli
İçgüdüler ve kaygı zaman zaman birbirine benzeyebilir. Kısa ve belirli bir sinyal, örneğin “Bu ortamdan uzaklaşmalıyım” düşüncesi, bir sezgi olabilir.
Kaygı ise çoğu zaman aynı düşüncelerin tekrar tekrar ortaya çıkmasına neden olur. “Ya kötü bir şey olursa?”, “Ya kontrol edemezsem?” gibi düşünceler giderek büyüyebilir.
Nature Reviews Neuroscience'da yayımlanan araştırmalar, beynin tehditleri değerlendiren sistemlerinin stres ve kaygı durumlarında daha hassas çalışabileceğine dikkat çekiyor. Bu nedenle yoğun stres dönemlerinde hissedilen her alarm duygusunu doğrudan bir tehlikenin kanıtı olarak değerlendirmek doğru olmayabilir.
En sağlıklı yaklaşım, içgüdüleri tamamen görmezden gelmemek ancak onları kanıtlarla birlikte değerlendirmek.
Tehlike hissediyorsanız önce güvenliğinizi sağlayın. Sağlığınızla ilgili alışılmadık bir belirti varsa bir sağlık profesyoneline başvurun. Büyük kararlar söz konusu olduğunda ise sezginizi araştırma ve somut bilgilerle destekleyin.
Çünkü bazen içimizdeki ses gerçekten önemli bir sinyali fark etmiş olabilir. Ancak o sinyalin ne anlama geldiğini doğru değerlendirmek de en az onu duymak kadar önemli.
İçgüdü, Sezgi, Psikoloji, İnsan Psikolojisi, Bilinçaltı, İç Ses,
Ayşegül BAŞARAN